mouse ile üzerine gelince
mouse ile üzerine gelince
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN
mouse ile üzerine gelince

GAZETECİ HASAN KADİFE FETÖ ÜZERİNDEN ADÜ YÖNETİMİ İLE KİŞİSEL HESAPLAŞMA İÇİNDE

Yayınlanma Tarihi :
GAZETECİ HASAN KADİFE FETÖ ÜZERİNDEN ADÜ YÖNETİMİ İLE KİŞİSEL HESAPLAŞMA İÇİNDE
mouse ile üzerine gelince

Ülkemizde Din üzerinden yapılanan yüzlerce tarikat, cemaatler ve bunların uzantısı olarak kurulmuş binlerce dernek, vakıf ve şirket, holding var.

Fetullah Gülen cemaati de bunlardan birisiydi!!!

1980 Askeri darbesi sonrası özellikle 2000’li yıllardan sonra güçlenen toplumun büyük çoğunluğunun desteklediği  güçlü bir cemaat olarak hala varlıklarını sürdüren “FETO” tahrikatlarca bile desteklenerek Siyaset, İş dünyası, Akedemi, bürokrasi, STK’larda oldukça güçlü karşılık bulduğu inkar edilemeyen bir gerçektir.

15 Temmuz öncesi hatta biraz daha geri gidelim 17/25 Aralık öncesi bu Feto cemaati ile ilişkili olan Siyasetçi, Gazeteci, Yazar, Asker, Polis, Bürokrat, iş insanı, Memur, işçi suçlanıyor muydu.!?

Aksine metiyeler düzülüp, her mecrada desteklenip alkışlanıyordu..!!!

Her alanda faaliyetleri olan itibar gören bir cemaat olduğunu herkes biliyor, görüyor izliyordu.

15 Temmuz hain darbe girişimi ile Devleti ele geçirmeyi hedefleyerek mevcut İktidar ile hesaplaşmak istediği değerlendirildi.

Cemaat ile ilgisi, sevgisi, sempatisi, desteği, yardımı olan herkes sorgulandı, tutuklandı, yargılandı ceza aldı, çok az kişide Berat etti.

İşinden, ailesinden hatta canından olanların yanında hiç dokunulmayanlar, sorgulanılmayanlar, yargılanmayanlar da oldu.

Yasal olan “BANKASYA” da hesabı olanların yasal takibat altına alıp örgüt üyesi durumuna düşmesinin izahı beni 12 Eylül Askeri darbesi sonrası yaşadıklarımızı hatırlattı.

Bugün Fettullah öldü, geriye hâlâ çamur at yapışmazsa izi kalsın anlayışı içinde hiç ilgisi, alakası bile olmayan insanlara Fetocu suçlaması miras olarak kaldı.

Fetocu oldukları delilleri ile sabit olanlar ise yargılandı ceza evlerinde cezalarını çekiyorlar.

Devletin içinde bulunan Fetocu yapılanmanın yerine de başka cemaat ve tahrikat mensupları kadrolaştı.

Yarın bu kadroların da suçlanıp yargılanmasının önünü açacak bir devlet anlayışı söz konusu olduğunda mağdur olacak O cu Bu cu diye iftira atılacak insanlar da olmuştur.

Çünkü o dönemde hatta bugün bile bazı kişiler birilerini bu fetö diye ihbar ettiler. Bu kişiler soruşturma geçirdi, işlerinden atılanlar, halbuki bu mağdurlar fetöcü bile değildiler.

Kişisel husumetler ile birçok kişi birbirini fetöcü olmakla itham etti. Kurumda rakibi gördüğünü fetöcü olarak şikayet etti. Fetöye hiç bulaşmamış kişiler yargılandı ceza aldı, asıl Fetöcüler kaçtı ya da hala yargılanmadan işlerine devam ediyorlar. Hep bu durumlar fetöcülerin işine yaradı. Çünkü soruşturmalar sulandırıldı, Fetö ile alakası olmayan mağdurların sayısı arttı. En kötüsü de bir çok fetöcü fetecü olmayanları ihbar etti.  Bu durum tam da Fetöcülerin istediği bir durum. 15 Temmuz sonrasında Devlet duruma önce hakim olamadı. Ortalık toz duman oldu. Ancak şimdi Devlet sap ile samanı ayırabiliyor. Emniyet istihbarat çalışıyor. Tespit edilen Fötöcüler yakalanıyor işinden atılıyor. Fetö operasyonları hergün devam ediyor. Peki burada olması gereken nedir? Elinde birisinin  Fetö olduğuna ilişkin bilgi belge olan kişiler bunları emniyete, savcılığa vermelidir. Bu konuda Devlete ve kurumlarına güveneceğiz. Devlet yazı ile bilgi, belge ile çalışır. Dedikodu ile iftira ile çalışmaz. Kişilere göre Hasana göre, Mehmete göre Feto olmaz. Devletin organları araştırır inceler, takip eder sonra mahkemeye sevk eder yagı bu Fetö der işte bu kişi Fetö olur. Aksi durumda herkes herkese Fötö derse toplumsal çatışma ve güvensizlik ortaya çıkar. Aslında Fetö de tam bunu istiyor. Bu oyuna gelmemek Devlete ve kurumlarına güvenmek gerekiyor. 

Bugün de böyle  ellerinde hiç bir belge, delil olmadan sadece kişisel husumeti için çamur atarak itibar suikastı yapan gazeteci arkadaşlar var. Maalesef ilk baştaki yapılan hatalar devam ediyor. Böyle Fetö ile mücadele olmaz.

Aydında bir gazeteci Adnan Menderes üniversitesin de fetöcü yapılanmanın devam ettiğini yazıyor. Rektörü eleştiriyor, başhekimi suçluyor. Bunları iddia eden  gazetecinin bu iddialarını destekleyici bilgi, belgeleri var ise devletin yetkili organlarına ihbarda bulunmalıdır. Kendisini Devletin yerine koyup ADÜ’de fetö yapılanması devam ediyor, Fetöcü yönetici atandı şeklinde ithamlarda bulunmamalıdır. Devletin kurumlarını yıpratmamalıdır.  Devletin ve kurumlarının fetö dediği zaten gerekli tahkikat yapılıp hakkında soruşturma açılıp yargılanıyor. Yöneticiler bunu yapmasa da artık Devletin organları yapıyor. Devlet Fetö konusunda gözünü açtı. Devletin yargı organları, emniyet ve istihbarat organlarının fetö demediği yetkili kişileri  fetöcü diye suçlamakta bir suçtur. Şunu da belirtelim soruşturma geçirmiş ve takipsizlik geçirmiş kişi Fetöcü değildir. Devlet şüphelenmiş sormuş soruşturmuş Fetö olduğuna ilişkin bilgi, belge bir delil bulamamış takipsizlik vermiş. Şimdi bu kişi yöneticilik yapamayacak mı? Devlet bütün herkesi soruşturmaz, soruşturduğu kişiler arasında bilgi, belge, delil olmayanlar, soruşturmadığı kişilere göre yeni deliller ortaya çıkıncaya kadar Fetö olmadığı kesin kişilerdir.

Gazeteci Hasan KADİFE köşe yazılarında, sosyal medya sayfasında ADÜ hastahanesi başhekimi Mücahit Avcıl için fetöcü diye iddia ediyor. Mücahit Avcil’i birileri ihbar etmiş, ya da iftira atmış devletin yetkili kurumları soruşturma açmış, emniyet, istihbarat araştırmış hakkında fetöcü olduğuna dair hiç bir delil bulunamamış sonra takipsizlik verilmiş. Şimdi biz soruşturma geçirip takipsizlik verilen kişiye fetöcü mü diyeceğiz. O zaman Devleti kurumları emniyeti, istihbaratı yargıyı kaldıralım kimin Fetö olup olmadığını Hasan Kadife’ye soralım. Hasan Kadife’nin Fetö dedikleri Fetö, değil dedikleri Fetö olmasın. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Bu Devlete de kurumlarına da emniyet ve istihbarat çalışanlarına hakarettir. Başhekim Mücahit Avcil soruşturma geçirip takipsizlik verilince Devlet nasıl olsa biz bunu araştırdık bir şey bulamadık öz güveniyle sonrasında Uşak başhekimi olarak atamış. Pandemi döneminde orada başarılı işler yapmış.  Daha sonra Azerbeycan’nın talebi üzerine Sağlık Bakanlığı tarafından Azerbeycan’nın büyük hastanelerinin birisinde yönetici olarak  görevlendirilmiş.   ADÜ rektörü atanınca haklı olarak kendi ekibini kurmak istemiş, Mücahit Avcil’in da başhekim olması için Aydın’a davet etmiş ve atamasını yapmıştır.

Fetö hem Devletimiz hem de milletimiz için en tehlikeli terör örgütlerinden birisidir. Sonuna kadar mücadele edilmelidir. Ancak kişisel husumetlerle Devlet organları ve personeli yıpratılmamalıdır. Fetönün ekmeğine yağ sürülmemelidir. Elde bilgi belge, delil olmadan kimseyi suçlamamalı, böyle ithamlarda bulunmamalıdır. İddia sahibi iddiasını ispatlamakla mülkelleftir aksi takdirde İFTİRA atmış sayılır.  Elinde birisinin Fetö olduğuna ilişkin bilgi, belge veya başka delil olanlarda Emniyete, savcılığa bunları teslim etmelidir. Bu kurumlarda bunu daha ayrıntılı araştırıp gereğini yapmalıdır. Bu kurumların varlık sebebi budur. Kimse de kendisini bu kurumların yerine koymamalıdır. Aksi durumda ortada sonradan Devlet diye bir kurum kalmaz.

Gazetecilik insanlara itham etmek için yazı yazıp, paylaşım yapmaz. Elindeki bilgi ve belgeleri ortaya koyar ve ihbar niteliğinde haberini yapar. Emniyet ve savcılık bunları alır araştırır. Ancak hergün Adü’de Fetö yapılanması devam ediyor şeklinde haberler ile biz Fetö ile mücadeleye değil, Fetöcülere destek olunduğunu düşünüyoruz. Çünkü Fetö hem Devletin hem kurumların zaten yıpratılmasını, Devletin çalışamaz duruma getirilmesini istiyor. Hergün böyle haberler yapılarak Devlet acizmiş durumuna düşürülüyor. Peki Hasan Kadife böyle haberleri neden yapıyor. Hasan Kadife’nin kızı ADÜ iktisadi işletme üzerinden kütüphanede istihdam edilmiş. Rektöre bu kişinin ve diğer bazı personelin işe gelmediği konusunda ihbar gelmiş. Rektör de bu kişiyi kütüphaneden iktisadi işletmeye göndermiş, maden kütüphanede çalışmıyor kantinde çalışsın demiş. Hasan Kadife’nin kızı da ben buraya kantinde çalışmaya gelmedim diyerek istifa etmiş. Ardından Hasan Kadife Rektör ve ekibi hakkında hergün iftira içerikli haberler yapmaya başladı.  Hasan Kadife’ye bu haberleri  yaptıran başka kimler olduğunu da biliyoruz. Bunları da bir başka yazımda yazacağım. Devletin ve kurumlarının yöneticilerinin kişisel husumetler ile bu şekilde yıpratılmasını kabul etmiyorum. Rektör ve ekibi çalıyor çırpıyor birilerine ADÜ’yü çiftlik gibi kullandırtıyorsa yazalım eleştirelim. Ama kişisel husumetlerle gazetecilik yapmayalım.

Bizde 12 Eylül darbesi sonrası buna benzer  bir çok ihbar ve suçlamalarla karşılaştık.

“SIKIYÖNETİM MAHKEMELERİNDE” yargılandık. Yasal olan “ÜLKÜ OCAKLARINA” gelip gittiğimiz için TCK 313-315 maddesi gereğince 5 yıl ile 15 yıl arasında cezalar aldık.

Gerekçe olarak “ Yasal olan Ülkü Ocaklarında yasadışı faaliyetlerde bulunmak üzere (ÇETE KURMAKLA ) suçlandık.

15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası hiç bir suç kaydı, teşebbüsü olmayıp Cemaate sempati duyan bir çok kamu görevlileri işlerinden atıldılar.

Biz bunları 12 Eylül Askeri darbe sonrasında da gördük yaşadık.!

Bugün Fetullah Gülen cemaati mensupları yerine kamu kurum ve kuruluşlarında başka cemaat ve tahrikat mensuplarına Devleti yönetenler dün olduğu gibi “NE İSTERLERSE VERDİK, NE DİYORLARSA YAPTIK” diyerek toplayacaklar mı.!?

Oysa devletin 15 Temmuz’dan sonra tarikat ve cemaatlerle arasına mesafe koyup iktidarına ortak almamalıdır. Doğru olan sadakat değil liyakat üzerine atamalar yapmasıdır.

Süleyman TOPBAŞ

mouse ile üzerine gelince

YORUM YAP