mouse ile üzerine gelince
mouse ile üzerine gelince
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

KÖKLERİNİ UNUTANLARIN HİKÂYESİ: GELDİĞİ YERİ KÜÇÜMSEYENLER ASLINDA KENDİLERİNDEN Mİ KAÇIYOR?

Yayınlanma Tarihi :
KÖKLERİNİ UNUTANLARIN HİKÂYESİ: GELDİĞİ YERİ KÜÇÜMSEYENLER ASLINDA KENDİLERİNDEN Mİ KAÇIYOR?
mouse ile üzerine gelince

Toplumların hafızasında derin izler bırakan en önemli değerlerden biri, insanların geldiği yeri unutmadan yaşamlarını sürdürmesidir. Ancak zaman zaman hayatın farklı dönemlerinde ekonomik, sosyal veya kültürel anlamda önemli değişimler yaşayan bazı bireyler, geçmişleriyle bağlarını koparma yoluna gidebiliyor. Özellikle küçük bir köyden, kasabadan ya da mütevazı bir yaşamdan çıkarak şehir hayatında başarı elde eden bazı kişiler, yıllar sonra geldikleri çevreyi küçümsemeye başlayabiliyor.

Sosyologlar ve psikologlar tarafından farklı yönleriyle ele alınan bu durum, yalnızca bireysel bir tercih değil; aynı zamanda kimlik, aidiyet ve sosyal statü ile ilgili karmaşık bir sürecin sonucu olarak değerlendiriliyor.

BAŞARI İLE BAŞLAYAN DEĞİŞİM

Uzmanlara göre bu sürecin ilk aşaması, kişinin yaşam standartlarında meydana gelen büyük değişimlerle başlıyor. Eğitim, kariyer, ekonomik kazanç veya sosyal çevrede yaşanan dönüşüm, bireyin yeni bir kimlik oluşturmasına neden olabiliyor.

Küçük bir yerleşim yerinde büyüyen, yokluk ve zorluklarla mücadele ederek başarıya ulaşan kişiler, yeni çevrelerinde kabul görmek adına geçmişlerini geri planda bırakma eğilimi gösterebiliyor. İlk başlarda yalnızca uyum sağlama amacı taşıyan bu davranış, zamanla kişinin kendi köklerini reddetmesine kadar varabiliyor.

KÖKLERDEN UZAKLAŞMA SÜRECİ

Toplumsal hareketlilik yaşayan bazı bireyler, geldikleri yerin kültürünü, geleneklerini, yaşam biçimini ve hatta konuşma tarzlarını değiştirmeye başlıyor. Geçmişte yaşadığı hayatı bir başarı hikâyesinin parçası olarak görmek yerine, saklanması gereken bir dönem gibi değerlendirebiliyor.

Bu noktada memleket, eski arkadaşlar, çocukluk yılları ve geçmiş yaşam deneyimleri bir gurur kaynağı olmaktan çıkıp, kişinin uzak durmaya çalıştığı unsurlar haline dönüşebiliyor.

GEÇMİŞİ KÖTÜLEME EĞİLİMİ

Psikoloji literatüründe bu durum çoğu zaman bir savunma mekanizması olarak yorumlanıyor. Kişi, geçmişinden uzaklaşmak için yalnızca sessiz kalmakla yetinmiyor; bazen geldiği çevreyi eleştirmeye, küçümsemeye ve değersiz göstermeye çalışıyor.

“Orada hiçbir şey yoktu”, “İnsanlar çok cahildi”, “Ben o çevreye ait değilim” gibi söylemler, kişinin kendi geçmişiyle arasına mesafe koyma çabasının dışa vurumu olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlar, bu tür davranışların çoğu zaman özgüvenden değil, tam tersine kişinin kendi geçmişiyle hesaplaşamamasından kaynaklandığını ifade ediyor.

İKİ DÜNYA ARASINDA KALANLAR

Bu sürecin en dikkat çekici sonucu ise aidiyet duygusunun zayıflaması olarak görülüyor. Kişi bir yandan geldiği çevreden uzaklaşırken, diğer yandan dahil olmak istediği yeni çevre tarafından da her zaman tam anlamıyla kabul edilmeyebiliyor.

Sonuç olarak birey, ne eski dünyasına ne de yeni dünyasına tam olarak ait hissediyor. Bu durum zamanla yalnızlaşmaya, kimlik karmaşasına ve içsel çatışmalara neden olabiliyor.

Sosyologlar, kişinin geçmişini reddetmesinin aslında kendi yaşam hikâyesinin önemli bir bölümünü reddetmesi anlamına geldiğini belirtiyor. Çünkü insanı şekillendiren yalnızca bulunduğu nokta değil, o noktaya gelene kadar geçtiği yollar ve yaşadığı deneyimlerdir.

EDEBİYAT VE SİNEMADA SIKÇA İŞLENEN BİR KARAKTER

Köklerinden kopan ve geldiği yeri küçümseyen karakterler, Türk edebiyatı ve sinemasında da sıkça karşımıza çıkıyor. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eserlerinde görülen aydın-halk çatışmaları, Batılılaşma sürecinde öz değerlerinden uzaklaşan karakterler ve Yeşilçam’ın klasik “sonradan görme” tipleri bu durumun en bilinen örnekleri arasında yer alıyor.

Bu karakterlerin ortak noktası ise yükseldikçe geçmişlerinden utanmaları ve zamanla kendi öz kimliklerini kaybetmeleri oluyor.

“İNSANI BÜYÜTEN KÖKLERİDİR”

Uzmanlar, sağlıklı bir kişilik gelişimi için bireyin geçmişiyle barışık olması gerektiğine dikkat çekiyor. Başarıya ulaşmanın, kişinin geldiği yeri inkâr etmesini değil; aksine o geçmişten aldığı güçle geleceğe yürümesini gerektirdiği vurgulanıyor.

Toplumların ortak hafızasında yer eden önemli bir söz ise bu gerçeği özetliyor:

“Ağaç ne kadar yükselirse yükselsin, köklerinden güç alır.”

Hayatta elde edilen başarılar ne kadar büyük olursa olsun, insanın kimliğini oluşturan en önemli unsur; doğduğu topraklar, yaşadığı zorluklar ve kendisini bugünlere taşıyan değerler olarak görülüyor. Geçmişini küçümseyenler ise çoğu zaman yalnızca geldikleri yeri değil, kendi hikâyelerini de inkâr etmiş oluyor.

AYYILDIZ HABER

mouse ile üzerine gelince

YORUM YAP