mouse ile üzerine gelince
mouse ile üzerine gelince
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN
mouse ile üzerine gelince

BOP, Tetikçi pkk ve Korucular

Yayınlanma Tarihi :
BOP, Tetikçi pkk ve Korucular
mouse ile üzerine gelince

            Komünizm bütün dünyada dalga dalga yayılıyordu. Yakın çevremizdeki Polonya, Doğu Almanya, Çekoslovakya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk gibi ülkeler SSCB’nin pençesine düşerek “Demirperde” ülkesi olmuştu.

Türk milleti sağlam inancı, töreleri ve kutsal aile yapısı sayesinde komünizmin karşısında çelikten bir set olmuştu. Bu sebeple komünizm bir türlü Türkiye’ye giremiyordu.

İsrail ise Ortadoğu’da haritaları kendi lehine değiştirecek olan BOP’u (Büyük Ortadoğu Projesi) uygulamaya koymuş, hedefteki ülkelere birer birer girdiği halde Türkiye’de uygun zemin bulamıyordu.

Bütün dünyayı parmağında oynatan ABD, Kıbrıs konusunda Türkiye’ye söz geçiremeyince diş bilemeye başlamıştı.

Ortak menfaatleri kapsamında İsrail, SSCB ve ABD biraraya gelerek Türkiye’nin başına çorap örmek için planlar yapmaya başladılar.

Aydın geçinen bir takım karanlık yüzlü akademisyen ve gazeteciyi satın alarak işe başlayan kara ve kızıl emperyalizm Türkiye pazarında propaganda çalışmalarına başladı.

Solcu, komünist, Marksist, Leninist, Maoist gibi görünen bu karanlık tiplerin hepsi bir yerlerinden ABD’ye bağlıydı.

Kimi ABD’de okumuş, kimi ABD vatandaşı, kiminin çocuğu ABD’de okuyordu. Güya ABD komünizmin azılı düşmanıydı ama Türkiye’deki komünistlerin hepsi bir şekilde ABD ile temas halindeydi. Hatta o dönem bütün komünist ve kürtçü grupları bünyesinde barındıran partinin genel başkanı bile bir Amerikan Koleji mezunuydu.

Birkaç yıl içerisinde onlarca komünist terör örgütü kurulmuştu. Taşradan gelen öğrencileri ağlarına düşürerek üye sayılarını artıran bu örgütlerin her biri “kiralık katil” olarak ABD ve yahudi lobileri adına hizmet veriyordu.

Yetmişlerin ortalarına gelindiğinde büyükşehirlerde terör hâkim olmuş, halk korkudan sokağa çıkamaz hale gelmişti. Ama ABD’deki yahudi lobileri bu korku ve paniği yeterli görmüyordu. BOP’a zemin hazırlamak için daha çok kan dökülmesi, daha çok can alınması, daha çok korku yayılması gerekiyordu.

1978 yılı başlarından itibaren araştırmaya başladılar ve uzun vadede her türlü hizmetlerini görecek bir örgüt kurmaya karar verdiler. Tetikçilik, soygun, gasp, uyuşturucu kaçakçılığı gibi küçük çaplı adi eylemlere devam eden apocular bu iş için seçildi. Dini inançları zayıf, milliyet duyguları erozyona uğramış, soyu karışık 21 isme pkk adıyla yeni bir örgüt kurdurdular.

Tikko, Dhkp-C, Tkp-Ml, Asala gibi terör örgütlerinin giremediği taşra kentlerini daha doğrusu Doğu ve Güneydoğu kentlerini kana bulaması için pkk terör örgütüne görev veren Türk düşmanları bu örgüte her türlü desteği sağlıyordu.

Pkk terör örgütünün ilk hedefi; MHP, Ülkü Ocakları, Ülkü-Bir, Ülkü-Tek, Ülkü-Han, Pol-Bir, Ülkücü İşçiler, Ülkücü Esnaflar gibi kuruluşların başkan ve üyeleri oldu. Kurulan pusularda yüzlerce ülkücü alçakça ve kahpece katledildi.

Batıda ve İç Anadolu’da sol örgütler, Doğu ve Güneydoğu’da ise önce apocular sonra pkk tarafından yapılan bu katliamlar 12 Eylül 1980’e kadar devam etti.

Bu tarihten sonra şehir merkezlerinden dağa çekilen pkk, yıllarca çekiç gücün yemlemesi sayesinde, dağlarda, mağaralarda, ağaç kovuklarında yabani hayvanlar gibi yaşayarak vur kaç taktiği ile 40 binden fazla öğretmen, polis, asker, işçi, memur, mühendis, esnaf ve diğer sivil insanımızı katletti.

Terörist itlaf etmek üzere mükemmel bir şekilde yetiştirilmiş asker ve polisimiz vardı ama bölgenin coğrafi yapısını ve insan karakterini, akrabalık bağlarını iyi bilen konuşulan yerel dillere hakim personel ihtiyacı da vardı.

Durumun farkına varan “devlet aklı” 26 Mart 1985 tarihinde çıkardığı kanunla Koruculuk sistemini hayata geçirdi. Ailece bu sisteme dahil olanlar gibi bireysel olarak da katılan yiğitler vardı.

Adıyaman, Ağrı, Ardahan, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Giresun, Hakkari, Hatay, Iğdır, Kahramanmaraş, Kars, Kilis, Malatya, Mardin, Muş, Osmaniye, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Tunceli ve Van dahil olmak üzere toplam 26 ilde görev yapan Güvenlik Korucuları pkk’ya ve diğer terör örgütlerine büyük darbeler vurdu.

Bugüne kadar vatan savunmasında 1900 korucu şehit olurken, 2800 korucu da gazilik beratı aldı.

Sosyal, ekonomik ve özlük haklarının birçoğunu alamadıkları halde korucular vatan savunmasından vazgeçmediler.

Aileleri tehdit edildi, çocukları kaçırıldı, ana-babaları şehit edildi ama yine de yollarından dönmediler.

Bugün halen korucular aileleriyle birlikte terör örgütlerinin ölüm listesinde olmalarına rağmen en küçük bir pişmanlık, yılgınlık, korku duymadan mücadelelerine devam ediyorlar.

Şimdi devam eden “silahsızlanma ve fesih” sürecinden aldığı cesaretle korucuları sistemin dışına itmeye çalışan bir takım çatlak sesler duymaya başlıyoruz.

Korucular, terör örgütleri gibi Türk devletini yıkmak için, yabancı ülkelerin bekçi köpekliğini yapmak için eline silah verilmiş bağımlı, müptezel, şizofreni, serseri sürüsü değildir.

Korucular, bizzat Türk devleti tarafından görevlendirilmiş ve İçişleri Bakanlığına bağlı olarak şerefiyle görev yapan bir birimdir.

Hiç kimse korucuların bunca yıllık fedakarlığını, verilen şehitlerini, gazilerini yok sayamaz.

Hele hele pkk terör örgütüyle bağlantısı yargı tarafından defalarca ispatlanmış olan bir partinin mensupları bu konuda asla konuşmamalıdır.

Devlet tek bir korucudan bile vazgeçmeyecektir. Devlet tek bir korucuyu bile mağdur etmeyecektir.

Koruculuk sistemi lağvedilse bile mevcut korucular İçişleri Bakanlığı ve/veya Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde uygun kadrolarda değerlendirilmelidir.

Bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da, asker ve polis ile birlikte korucular vatan savunmasında hiçbir teröriste, ite, uğursuza göz açtırmayacaktır.

Hiç kimse haddini aşmamalı, haddini bilmeyenlere yetkili makamlar gereken cevabı vermelidir.

İmam Hüseyin SAVAŞ

16 Mayıs 2025 / AYDIN

mouse ile üzerine gelince

YORUM YAP