
Yönetim şeklimiz gereği, ülkemiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle idare edilmektedir. Bu sistemde, %50+1 oy alan aday Cumhurbaşkanı seçilir ve bakanlar da Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir.
Ülkemizde seçim barajını aşan partiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde aldıkları oy oranında temsil hakkı kazanır. Çoğunluğu elde eden partinin milletvekilleri ise en avantajlı konuma sahip olur.
Irkçı ve bölücü siyaseti savunan, sözde Kürtleri temsil ettiğini iddia eden PKK-DEM= KCK mevcut seçim kanunu ve %50+1 sistemi nedeniyle iktidar olma şansı yoktur.
Bugüne kadar katıldıkları seçimlerde %10-11 civarında oy almaları, iktidar olmalarına yetmese de %50+1 barajını geçecek bir aday için kilit parti konumuna gelirken 50+1 barajı aşmasını da engel olmaya imkân tanıyor.
Bu yüzden iktidar olmaktan çok pazarlık partisi olarak iktidar ile muhalefet arasında konumlanıyor.
Ancak Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan herkesi
DEM Partililer, iktidar olma şanslarının olmadığını kendileri de bilmektedir. Buna rağmen, “Kürt azınlık” iddiasıyla siyaset yaparak, her platformda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni şikâyet etmeyi sürdürüyorlar.
Türkiye’nin demokratik olmadığı gibi Kürtlerin eşit vatandaşlık haklarına sahip olmadığını öne sürerek uluslararası destek arayışından vazgeçmiyorlar.
Bu amaçla her platformda Türkiye’yi kötülemek için her yolu deniyorlar.
Tüm bu faaliyetlerin altında yatan tek bir gerçek var:
Ana dilde eğitim, özerklik ve federasyon talepleri…
ABD, AB ve İsrail’in desteğiyle İran, Irak, Suriye ve Türkiye’den toprak talep ederek bir “Kürt Devleti” kurma arzusundalar. Bu arzu Sevr Antlaşması’ndan beri süre gelmektedir.
Bu gerçeği zaman zaman dile getirseler de daha çok uluslararası platformlarda konuşmayı tercih ediyorlar.
Önümüzdeki günlerde Lozan’da bir “Kürt Enstitüsü” kurarak, “Kürt Devleti”ni (federasyonunu) meşrulaştırma çabası içine girecekleri bilinmektedir. Peki neden Almanya, Fransa veya Belçika değil de Lozan?
Çünkü Lozan Antlaşması’ndaki azınlık haklarına atıf yaparak, taleplerine meşruiyet kazandırmak istiyorlar.
PKK Kongresi: Gerçek Niyet Ne?
“PKK kongre toplasın ve kendini feshetsin” demek, gerçek niyeti gizleme çabasından ibarettir. Peki neden “KCK kendini feshetsin” denmiyor?
Çünkü siyasi ve idari yapılanma KCK bünyesinde yer alıyor. Kongresi, yasaması, yürütmesi ve yargısıyla “Kürt Devleti”nin temel unsurları bu yapı içinde mevcuttur.
“Terörsüz Türkiye” Söylemi: İçi Dolduruluyor mu?
“Terörsüz Türkiye” herkesin dilinde, ancak bu söylemi somut adımlarla destekleyen var mı?
Bahçeli, Erdoğan ve DEM Partililer arasında neler konuşuluyor?
“Umut Hakkı”nı TBMM kürsüsünden dillendiren Bahçeli, sonrası için ne planlıyor?
DEM Partililerin yüzlerce dilekçe vermesinin ardından Bahçeli’nin bu konuyu gündeme getirmesi tesadüf mü?
DEM Parti’nin gizli ajandasında yer alan talepleri yenilir yutulur değil.
1. Kürt kimliğinin ve haklarının anayasayla tanınması,
2. Kürt dil ve kültür haklarının anayasada güvence altına alınması,
3. Demokratik özerklik veya yerel yönetimlerin güçlendirilmesi,
4. Abdullah Öcalan’ın muhatap kabul edilmesi ve İmralı’daki tecrit koşullarının kaldırılması,
5. PKK mensuplarına genel af ve silahsızlanma süreci,
6. PKK’ya yönelik operasyonların durdurulması,
7. Kürt sorununun TBMM’de anayasa değişikliğiyle çözülmesi,
8. Suriye’deki PYD/YPG gibi yapılarla diyalog kurulması.
Özetle, “demokratikleşme” adı altında Türkiye’nin Türk kimliğini ve dil birliğini yok ederek, özerklik ve federasyon hedefleniyor.
Anayasamızın Değiştirilemez Maddelerini Hatırlatmakta Yarar Var;
Madde 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Madde 3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Resmî dili Türkçedir.
Madde 4: Bu maddeler değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
Aynı şekilde önemli olan bir diğer madde:
Madde 66: Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.
Süleyman TOPBAŞ
AYDIN









