
Türkçülük, sadece bir fikir yahut siyasal duruş değil; ahlâkın, kültürün ve insan olmanın Türk toprağında vücut bulmuş hâlidir. Yörüklük ise bu fikrin yüreği, kökü ve yaşayan şeklidir. Biri fikrin sesi, diğeri o sesi yaşatan nefes gibidir. Türkçülük düşüncesi, Yörük çadırının sade ama onurlu yaşamında, dağların sessizliğinde, obaların dayanışmasında ete kemiğe bürünmüştür.
Yörüklük, toprağa, suya, ağaca, atına ve insanına saygı duymakla başlar. Çünkü Yörük bilir ki, insanın özü toprağa, toprağın bereketi de insanın gönlüne bağlıdır. O yüzden hiçbir Yörük, doğayı sömürmez; doğayla birlikte yaşar. Türkçülük de tam bu noktada ahlâkın rehberidir: Türk insanı, yaratılmış olanı Yaradan’dan ötürü sever, yaşatmayı kutsal bilir. Bu sevgi, kuru bir milliyetçilik değil, yaşatan bir kültür anlayışıdır.
Bir Yörük obasında büyüyen çocuk, kim olduğunu unutmadan büyür. Dedesi ona der ki:
“Yiğit, soyunu bilmeden yolunu bilemez.”
Bu söz, Türkçülüğün de, Yörüklüğün de özünü taşır. Çünkü kimliğini bilmeyen insan, ahlâkını da kaybeder. Türkçülük, kimlik bilincini ahlâkla birleştirir. Yörüklük ise bunu yaşar, taşır, öğüt eder.
Yörük için ahlâk; sözünde durmak, eline, beline, diline sahip olmaktır. Türkçülük ise bu ahlâkın millet çapında bir şuura dönüşmüş hâlidir. Yörük obasında alın teri helaldir, ekmek kutsaldır. Türkçü düşüncede de milletin her ferdi aynı ahlâk dairesinde bir halka gibidir; kimse kimsenin emeğini sömürmez, kimse milletin çıkarına aykırı davranmaz.
Bugün modern dünyanın karmaşasında, insanın kendine ve özüne yabancılaştığı bir çağda; Türkçülük ve Yörüklük, insanı yeniden insana döndürmenin yoludur. Çünkü her iki anlayış da “insanı yücelt ki devlet yaşasın” düsturunu taşır. Yörük, göç ettiği her yere Türk’ün kültürünü, Türkçülüğün ruhunu taşır. Dağ başında bile olsa otağında adalet vardır, paylaşmak vardır, vakar vardır. Türkçülük, bu vakar duygusunu çağdaş düşüncenin merkezine taşımaktır.
Türkçülük, sadece “Türk’üm” demek değildir; Türk gibi yaşamaktır.
Yörüklük ise o yaşamın en sade, en dürüst, en temiz hâlidir.
Yörük çadırında Türkçülüğün töresi işler:
Büyük sayılır, küçük sevilir.
Komşunun açlığı kendi karnında hissedilir.
Yalan, hıyanet, nankörlük çadırdan kovulur.
Bu ahlâk, bir kültürün değil; bir milletin var oluş ahididir.
Bugün gençlerimize öğretmemiz gereken, sadece tarihî kahramanlıklar değil; o kahramanlıkları doğuran ahlâkın kaynağıdır. Yörük kültürü bunu taşır. Türkçülük, o kültürü fikre, ideolojiye dönüştürür. İkisi bir araya geldiğinde “inançla yoğrulmuş millî bilinç” ortaya çıkar.
Sonuç olarak:
Türkçülük akıldır, Yörüklük gönül.
Türkçülük ülküdür, Yörüklük yaşayış.
Birlikte olduklarında, hem akıl hem yürek, hem fikir hem ahlâk tamam olur.
Çünkü Türkçülük Yörük ruhuyla yaşar, Yörüklük Türkçülükle anlam bulur.
Bu iki kutlu kavramın birliği, Türk milletinin hem geçmişini korur hem geleceğini aydınlatır.
Nasuf ABALI
AYDIN DÜNYA EFELERİ YÖRÜK TÜRKMEN FEDERASYONU Başkanı







