
🖋️ Köşe Yazısı / Hulusi Genişoğlu
Toplum olarak güzelliğe hep ayrı bir değer veririz. Ancak güzelliğin gerçekten nerede başladığı, nerede bittiği hâlâ tartışılır. Kimileri için güzellik, aynadaki yansımadır; kimileri içinse gönülden dökülen kelimelerde gizlidir. İşte o kadim soru yine karşımızda: “Dil mi güzel, dilber mi güzel?”
Bir tebessüm, bir selam, bir “günaydın” bile bazen dünyanın bütün güzelliklerinden daha kıymetli olabilir. Çünkü dil, sadece konuşmanın değil; gönül kapılarını aralamanın da anahtarıdır. Tatlı söz, kırgınlıkları onarır; kaba dilse en güzel yüzü bile gölgede bırakır.
Bugün sosyal medyada, siyasette, sokakta, hatta aile içinde bile en çok ihtiyacımız olan şeyin “güzel dil” olduğunu görüyoruz. Zira dilberin güzelliği gözle sınırlıdır, ama dilin güzelliği gönülde yankı bulur.
Güzel konuşmak, sadece kelimeleri seçmek değil; karşındakini incitmeden anlatabilmek, empati kurabilmek demektir. Belki de en büyük zarafet, bir insanın nezaketinde gizlidir.
Sonuç olarak;
Dünya güzellerle dolu olabilir ama güzel dilli insan hâlâ en nadide güzelliktir.







