
Gökler gümüş bulutlarla örtülüydü.
Birden, uzaklarda bir ışık kıvılcımı,
Kalbime saplanan ilk bakışın gibi,
Zeus’un yıldırımı ufku yırtarak indi,
Ve yüreğimde sessiz bir yangın başlattı.
Denizin üzerinde hafif bir sis,
Martıların kanat çırpışına karışan
Athena’nın fısıltıları duyuldu.
Bilgelik gibi nazik,
Ama savaş gibi keskin bakışların
Yolumu aydınlatıyordu.
Baharda açan ilk gülün tazeliği,
Aphrodite’nin parmak uçlarından
Dudaklarına dokunur gibi geçti.
O an anladım, güzellik sadece görmek değil,
Sevilmekti,
Ve seninle her nefesim bahara döndü.
Ufukta güneş doğarken,
Apollo’nun altın lirinden
Yavaşça bir melodi yükseldi.
Her notası sana yazılmıştı,
Her tınısı,
Kalbimin senden öğrendiği şarkının yankısıydı.
Ve sonra, karanlığın en derininde,
Soğuk taş merdivenlerden aşağı inen
Hades’in sessiz adımlarını duydum.
Ama orada bile korku değil,
Sana olan sevgimin ölümsüzlüğü vardı.
Çünkü biliyordum, ölüm bile
Aşkımıza dokunamayacaktı.
Rüzgâr, uzaklardan Poseidon’un öfkesini getirdi,
Dalgalar kıyılara çarpıyor, köpükler göğe savruluyordu.
O denizin kudretinde bile
Senin teninin sıcaklığını aradım.
Çünkü okyanus bile,
Kalbimdeki bu derinliği bilmezdi.
Ve zaman, Kronos’un ellerinde yavaşladı,
Her saniye bir asra dönüştü seninle.
Beni alıp geçmişe, geleceğe savurdu,
Ama her seferinde aynı ana bıraktı:
Gözlerine baktığım,
Ve sonsuzluğu gördüğüm o ana.
Beş tanrı, iki daha eklenmiş kader,
Hepsi bir noktada birleşti:
Sen.
Ve ben, mitlerle örülü bu hikâyenin
En inançlı kahramanı olarak
Sana bakmaya devam ettim.
Volkan GÜMÜŞ / İncirliova







